TCMB Başkanı Fatih Karahan, 2026 yılı enflasyon tahminini yüzde 28’e güncellediklerini açıkladı. Küresel ve jeopolitik gelişmelerin beklentileri etkilediğini belirtti.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, İstanbul Finans Merkezi’nde düzenlenen Enflasyon Raporu tanıtım toplantısında 2026 yılı enflasyon tahminini güncellediklerini duyurdu. Küresel büyüme görünümündeki zayıflık ve jeopolitik gelişmelerin etkisiyle dış talep varsayımlarını aşağı yönlü güncelleyen Karahan, petrol fiyatlarındaki dalgalanmaların da beklentileri etkilediğini belirtti.
Karahan, ateşkes sonrası düşen ancak yeniden yükselen petrol fiyatlarında gerçekleşmelerin etkisiyle aşağı yönlü bir güncelleme yaptıklarını ifade etti. Petrol fiyatlarının 2026 yılı içinde kademeli olarak gerileyeceği varsayımına karşın, 2027 yılı için bu varsayımı yukarı yönlü güncellediklerini söyledi. Motorin rafineri marjları, doğal gaz ve diğer emtia fiyatlarındaki artışların da 2026 yılı ithalat fiyatları varsayımlarını yukarı yönlü revize etmelerine neden olduğunu ekledi.
TCMB Başkanı Fatih Karahan, para politikasında sıkı duruşun korunduğu ve ekonomi politikalarındaki eş güdümün devam edeceği varsayımıyla hareket ettiklerini vurguladı. Bu çerçevede, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28 olarak yukarı yönlü güncellediklerini açıkladı. Enflasyonun 2027 yıl sonunda yüzde 15’e, 2028 yıl sonunda ise yüzde 9’a geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanacağını öngördüklerini belirtti.
2026 yıl sonu tahminindeki 2 puanlık güncellemede motorin, doğal gaz ve enerji dışı emtia fiyatlarındaki görünümün etkili olduğunu söyleyen Karahan, eşel mobil uygulamasına yönelik düzenlemelerin ve gıda enflasyonu varsayımındaki yukarı yönlü güncellemenin de tahminleri etkilediğini kaydetti. Yönetilen/yönlendirilen fiyatların da enflasyon tahmininin yükselmesinde rol oynadığını ekledi.
Karahan, çıktı açığı tahminlerinde ise önceki rapor dönemine göre kayda değer bir güncelleme olmadığını ifade etti. Finansal koşullardaki sıkılığın yurt içi talebin zayıf seyrini sürdürmesini beklediklerini dile getirdi. Hizmet enflasyonundaki düşüşün giderek daha belirgin hale geleceğini ve sıkı parasal duruşun beklenti ve fiyatlama davranışlarındaki iyileşmeyi destekleyerek enflasyonun ana eğilimindeki gerilemenin sürmesini beklediklerini sözlerine ekledi.
TCMB Başkanı, tahmin iletişimine ilişkin yeni bir yaklaşım belirlediklerini anımsatarak, öne çıkan riskleri sıraladı. Petrol ve doğal gaz fiyatlarının daha uzun süre yüksek kalmasının yukarı yönlü risklerin başında geldiğini söyledi. Motorin fiyatlarında rafineri marjları kaynaklı yükselişlerin de enerji fiyatları üzerindeki riskleri canlı tuttuğunu belirtti. Öte yandan, olumlu haber akışının petrol fiyatlarını temel varsayımlardan düşük tutarak enflasyon üzerinde aşağı yönlü etki yapabileceğini de ifade etti.
Fatih Karahan, gıda fiyatları tarafında uluslararası tarımsal emtia fiyatları, tarımsal girdi fiyatları, iklim koşulları ve arz gelişmelerinin önemini koruduğunu vurguladı. İşlenmemiş gıda grubunda arz yönlü gelişmelerin kısa vadeli enflasyon görünümü üzerinde her iki yönde de etkili olabileceğini belirtti. Farklı arz yönlü şokların fiyatlama davranışları ve enflasyon ataleti açısından riskler barındırdığını dile getiren Karahan, para politikası duruşunu oluştururken risklerin yönünü ve enflasyon beklentileri üzerindeki olası etkilerini bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeye devam edeceklerini söyledi.
Jeopolitik gelişmeler ve makroekonomik etkilerine ilişkin belirsizliklerin sürdüğüne dikkat çeken Karahan, dezenflasyon sürecinin yaşanan gelişmelerin yansımalarıyla ivme kaybetmesine rağmen devam ettiğini belirtti. Sıkı para politikası duruşu sayesinde iç talepteki zayıf seyrin belirginleştiğini, reel sektör ve hanehalkı beklentilerinin gerilediğini ifade etti. Para politikasının daha yoğun etkilediği kalemlerde enflasyonda yavaşlamanın daha net görüldüğünü ancak arz yönlü şoklar nedeniyle bu gelişmenin manşet enflasyona yansımalarının sınırlı kaldığını kaydetti. Bu şokların etkisi hafifledikçe sıkı para politikası duruşunun katkısıyla dezenflasyon sürecinin yeniden hızlanacağını öngördüğünü sözlerine ekledi.
Karahan, fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul olduğunu belirterek, ara hedeflerle uyumlu bir seyir içinde fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşunu kararlılıkla sürdüreceklerini yeniden vurguladı. Dezenflasyon sürecinin seyrinde bu yıl öne çıkan jeopolitik gelişmelerin dalgalı seyrini koruduğunu belirten Karahan, bu gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini proaktif bir şekilde takip ettiklerini ifade etti. Savaşın seyrine ilişkin yüksek belirsizlik ortamında sıkı ve ihtiyatlı duruşu sürdürürken, para politikasını kısa vadeli gelişmelerin yanı sıra orta vadeli enflasyon görünümünü de gözeterek şekillendirmeye devam ettiklerini kaydetti.
Jeopolitik gelişmelerin yol açtığı arz yönlü şokların dezenflasyon sürecine olumsuz yansıdığını aktaran Karahan, para politikasının talep koşulları üzerindeki sıkılaştırıcı etkilerini açık bir şekilde gözlemlediklerini belirtti. Maliyet artışlarına karşın temel mal enflasyonunun düşük seviyelerini koruduğunu, belli başlı hizmet kalemlerinde de enflasyon ataletinin zayıfladığını ve dezenflasyonun devam ettiğini ifade etti. Yurt içi dinamiklerde izlenen bu olumlu gelişmelerin kararlı politikalarının bir sonucu olarak değerlendirildiğini sözlerine ekledi.
Karahan, enflasyon beklentileri ile fiyatlama davranışlarının da önemini koruduğunu belirterek, bu dönemde sıkı duruşlarını sürdüreceklerini ve fiyat istikrarına ulaşmak için tüm araçlarını kararlılıkla kullanmaya devam edeceklerini söyledi. Haziranda ABD ile İran arasında varılan mutabakatın ardından jeopolitik risklerde geçici bir gerileme gözlemlediklerini dile getiren Karahan, sonrasında jeopolitik risklerin, savaşın seyri ve yeni bir anlaşma ihtimaline ilişkin haber akışı nedeniyle dalgalı bir görünüm sergilediğini belirtti. Bu durumun küresel ekonomik görünüme ilişkin belirsizliklerin devam etmesine yol açtığını, küresel arz koşullarında sınırlı bir iyileşme gözlenmesine rağmen, girdi ve navlun maliyetlerinin yüksek seyrini koruduğunu ve tedarik zincirlerindeki aksamaların da devam ettiğini kaydetti.
Küresel enerji arzı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerinin, mutabakatın ardından bir miktar arttığını anlatan Karahan, petrol fiyatlarının mutabakatın akabinde savaş öncesi seviyelere yakınsadığını, ardından yeniden yükseldiğini söyledi. Mevcut durumda petrol fiyatlarının yüksek ve oynak seyrini sürdürdüğünü, doğal gaz fiyatlarında da benzer bir görünüm hakim olduğunu belirtti. Enerji ve enerji dışı emtia fiyatlarının savaş öncesine kıyasla yüksek düzeylerini koruduğunu, buna bağlı olarak ithalat fiyatlarının da savaş sonrasında belirgin ölçüde arttığını gözlemlediklerini kaydetti.
Küresel büyümenin 2026’da ivme kaybetmesi, 2027’de ise baz etkilerinin de katkısıyla bir miktar toparlanması bekleniyor. Savaşın seyrine bağlı olarak küresel büyüme üzerindeki riskler her iki yönde de geçerliliğini koruyor. Dalgalı seyreden enerji fiyatları, küresel enflasyon ve enflasyon beklentileri üzerinde etkili olmayı sürdürüyor. Savaşla birlikte yukarı yönlü güncellenen enflasyon tahminlerinin yüksek seviyelerini koruduğunu ve ikincil etkiler nedeniyle küresel enflasyon görünümünde bozulmanın devam edebileceği değerlendiriliyor.
Karahan, söz konusu durumun küresel olarak daha sıkı para politikası beklentilerini de güçlendirdiğini ifade ederek, artan jeopolitik belirsizlik nedeniyle gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy hareketlerinin de dalgalı bir seyir izlediğini belirtti. Son dönemde gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarından çıkışlar, tahvil piyasalarına ise girişlerin gözlendiğini söyledi. ABD Merkez Bankası (Fed) sözlü yönlendirmeyi bırakması sonrası faiz patikasına yönelik belirsizliğin arttığını, Japonya Merkez Bankasının (BoJ) adımlarının da küresel piyasalar açısından önem taşıdığını, bu gelişmelerin küresel risk iştahı ve portföy hareketleri üzerinde belirleyici olacağını ifade etti.
Karahan, yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinde, yılın ilk çeyreğinde büyümenin yavaşlamaya devam ettiğini belirtti. Mevcut büyüme verilerinin, sıkı para politikası duruşunun hedeflenen bir sonucu olarak talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde kaldığını teyit ettiğini söyledi. İkinci çeyreğe ilişkin görünümün ise büyümenin, özel tüketimdeki zayıf seyre karşın, dış talep kaynaklı olarak bir miktar toparlandığını ima ettiğini ekledi.
Yılın ikinci çeyreğine ilişkin göstergelere değinen Karahan, 2025’in son çeyreğinde ve bu yılın ilk çeyreğinde görece yatay seyreden sanayi üretiminin, ihracatın beklenenden güçlü seyretmesinin de katkısıyla arttığını ve oynaklığı yüksek sektörler dışlandığında da benzer bir eğilimin söz konusu olduğunu ifade etti. Hizmet üretiminin nisan ve mayıs aylarında aylık bazda gerilediğini ve çeyreklik bazda yataya yakın seyrettiğini belirtti. İmalat sanayi kapasite kullanım oranının yılın ikinci çeyreğinde sınırlı olarak artmakla birlikte tarihsel ortalamasının altındaki seyrini sürdürdüğünü, temmuzda ise bir miktar gerilediğini kaydetti. İş gücü piyasasında, ikinci çeyrekte manşet işsizlik oranının gerilediğini, işsizlik oranının geçmiş dönem ortalamalarının oldukça altında seyrettiğini, ancak geniş tanımlı göstergelerin daha az sıkı bir iş gücü piyasasına işaret ettiğini söyledi. Atıl iş gücü oranı ve ilan başına başvuru sayılarının yüksek seyrettiğini ekledi.
Talep koşullarına da değinen Karahan, altın hariç bakıldığında perakende satışların büyümesinin bir önceki çeyreğin altında gerçekleştiğini, trendinden arındırılmış verilerin de perakende satışlardaki ivme kaybının sürdüğünü gösterdiğini söyledi. İkinci çeyrekte gerileyen kart harcamalarının da talepteki yavaşlamanın belirginleştiğini teyit ettiğini kaydetti. Temmuz ayına ilişkin verilerin kart harcamalarındaki zayıf seyrin üçüncü çeyrekte de sürdüğüne işaret ettiğini belirtti. Talebe ilişkin verilerin bir bütün olarak ikinci çeyrekte talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde olduğunu gösterdiğini ifade etti. Farklı yöntemlerle hesapladıkları çıktı açığı göstergelerinin büyük çoğunluğunun ve ortalamasının, bir süredir olduğu gibi ikinci çeyrekte de negatif düzeye işaret ettiğini kaydetti. Yılın geri kalanında talep koşullarında dezenflasyonist görünümün korunacağını öngördüklerini bildirdi.
İktisadi faaliyete ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karahan, küresel ticaret ve jeopolitik koşullardaki zorluklara rağmen ikinci çeyrekte ihracatta artış gerçekleştiğini söyledi. İhracattaki güçlü görünümde, jeopolitik gelişmelerin ve artan lojistik maliyetlerinin, talebi kısmen Türkiye’ye kaydırmasının da rol oynadığını değerlendirdiklerini ifade etti. Bu dönemde, savaşın başlamasından sonra Orta Doğu ülkelerine ihracattaki düşüşün bir miktar telafi edildiğini, Afrika, Avrupa Birliği ve Kuzey Amerika ülkelerine ihracatın ise arttığını kaydetti. Aynı dönemde, ithalatta nispeten daha düşük bir artış olduğunu belirten Karahan, yüksek fiyatlar nedeniyle enerji ithalatının arttığını, altın ve enerji hariç ithalatta ise düşüş gerçekleştiğini belirtti. Böylelikle dış ticaret açığının ikinci çeyrekte ilk çeyreğe kıyasla gerilediğini belirterek, temmuz ayı geçici verilerinin de önceki çeyrek seviyelerinin altında bir görünüme işaret ettiğini söyledi. Tüketim malı ithalatına baktıklarında ikinci çeyrekteki gerilemede büyük oranda binek otomobil ithalatındaki yavaşlamanın rol oynadığını gördüklerini, temmuz ayı geçici verilerinin tüketim malı ithalatında sınırlı bir artış ima ettiğini ancak söz konusu artışın ilk iki çeyrekteki gerilemeyi telafi edecek ölçüde görünmediğini ifade etti.
Cari işlemler dengesi gelişmelerine de değinen Karahan, ikinci çeyrekte cari açığın milli gelire oranla tarihsel ortalamaların altında bir seyir izlediğini belirtti. Savaş nedeniyle artan enerji fiyatlarının, enerji ithalatında belirgin yükselişe neden olduğunu, bir önceki çeyreğe göre gerileyen altın ithalatının ise cari açıktaki artışı sınırladığını kaydetti. Yılın geri kalanında cari açık üzerinde uluslararası ticarette artan korumacı önlemler, jeopolitik gelişmeler ve enerji fiyatlarındaki artış kaynaklı yukarı yönlü riskler olduğunu söyledi. Bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşeceğini öngördüklerini belirtti.
Enflasyon gelişmelerine dair değerlendirmelerini paylaşan Karahan, son aylarda, dezenflasyon sürecinin yavaşladığı bir dönemden geçtiklerini ifade etti. Arz yönlü baskıların önceki rapor dönemine kıyasla bir miktar hafiflese de dezenflasyonda ivme kaybına neden olmaya devam ettiğini söyledi. Bu dinamikler eşliğinde, yıllık tüketici enflasyonunun temmuz ayı itibarıyla yüzde 31,8 seviyesinde gerçekleştiğini, çekirdek enflasyon göstergelerinin ise manşet enflasyonun biraz altında kaldığını belirtti. Enerji ve gıdayı dışlayan C endeksinde, yıllık enflasyonun yüzde 30’un hafif altında gerçekleştiğini kaydetti.
Karahan, yönetilen, yönlendirilen ürünlerde fiyat artışlarının bir süredir TÜFE’nin üzerinde seyrettiğini ifade ederek, söz konusu ürünleri dışlayan F endeksinin manşet enflasyonun altında seyrettiğini söyledi. Temmuzda enflasyonun ana eğiliminde dağılım bazlı göstergeler öncülüğünde gerileme görüldüğünü belirten Karahan, bu göstergelerin B ve C gibi dışlamaya dayalı göstergelere kıyasla daha belirgin gerilediğini, bu nedenle ana eğilim tahminlerine göre daha düşük gerçekleştiğini ifade etti. Bu görünümde, temel mal ve işlenmiş gıda gibi alt kalem sayısı fazla olan geniş kapsamlı gruplardaki fiyat gelişmelerinin öne çıktığını kaydetti. Son üç aydaki yıllıklandırılmış ana eğilim hesaplandığında, takip ettikleri altı göstergenin ortalamasının yüzde 27’li seviyelere işaret ettiğini belirtti.
Fatih Karahan, tasarım gereği daha uzun vadeli eğilimleri yansıtan ve tek seferlik etkileri dışlayan trend enflasyon göstergesinin görece yatay seyrettiğini söyledi. Ana eğilimin iki temel bileşenine yakından baktıklarında, temmuz ayı itibarıyla temel mal enflasyonunun düşük seviyelerini korurken, hizmet enflasyonunun görece yüksek seyrini sürdürdüğünü belirtti. Jeopolitik şokun enflasyondaki ilk yansımalarının ağırlıklı olarak enerji ve petrokimya ile bağlantısı güçlü alt gruplar üzerinden gerçekleştiğini, bu doğrultuda, enerji ve temel mal grubu enflasyonlarında ikinci çeyrekte bir güçlenme izlediklerini, temmuz ayına gelindiğinde bu etkilerin bir miktar azaldığını kaydetti.
Son dönem enflasyon gelişmelerinde öne çıkan bir diğer unsurun gıda fiyatları olduğuna dikkati çeken Karahan, 2026 yılına ilişkin ilk bitkisel üretim tahminlerinin, geçen yıl kuraklık ve zirai don nedeniyle zayıflayan üretimin, bu yıl meyve ve tahıllar öncülüğünde yeniden toparlandığına işaret ettiğini söyledi. Üretimdeki bu iyileşmenin, gıda enflasyonu açısından olumlu bir arz yönlü görünüm sunduğunu ancak, bu genel iyileşmeye karşın, gıda enflasyonundaki olumsuz ayrışmanın belirginleştiğini belirtti.
Karahan, arz koşullarındaki iyileşmenin gıda fiyatlarına etkisi alt gruplar itibarıyla değişkenlik gösterdiğini kaydetti. Sebze üretimi genel olarak yatay bir görünüm sergilerken, ürün bazında farklılaşmalar görüldüğünü söyledi. Ağırlığı yüksek bazı ürünlerde haziran-temmuz döneminde arz sıkıntısı yaşandığını ve fiyatların yüksek oranda arttığını belirtti. Süt, et ve bunlara bağlı ürünlerin son bir yıllık dönemde fiyat artışları ile öne çıkan diğer ürünler olduğunu kaydetti. Son aylarda alkolsüz içecek fiyatlarında da bir hızlanma izlendiğini ifade etti.
TCMB Başkanı Karahan, enerji fiyatlarının ise jeopolitik gelişmelere bağlı olarak oynak bir seyir izlediğini belirterek, jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarının temmuz ayında yeniden yükseldiğini ve öncü göstergelerin de bu etkilerin ağustos ayına da sarktığına işaret ettiğini kaydetti. Savaş döneminde en belirgin fiyat artışları doğal gaz ve elektrikte olurken, eşel mobil uygulamasının akaryakıt fiyatlarındaki artışları sınırladığını ifade etti. Akaryakıt tarafında ham petrol fiyatlarının yanı sıra, motorinde rafineri marjlarındaki yükselişin de fiyatlara olumsuz yansıdığını söyleyen Karahan, jeopolitik gelişmelerin yalnızca enerji fiyatlarını değil, temel mal fiyatlarını da etkilediğini belirtti. Nitekim, son dönemde temel mal enflasyonundaki artışta bu etkilerin kısmen görüldüğünü, örneğin, petrokimya ürünleriyle yakından bağlantılı olan kişisel bakım ve ev temizlik ürünlerinde, jeopolitik çalkantı sırasında önemli fiyat artışları kaydedildiğini kaydetti.
Karahan, bu dönemde dayanıklı tüketim malları enflasyonunun nispeten yatay kaldığını belirtirken, temel mal grubunda yıllık enflasyonun yüzde 17 ile manşet enflasyonun belirgin altındaki seyrini sürdürdüğünü ve sıkı para politikasının tüketim talebinde yol açtığı yavaşlamanın, temel mal enflasyonundaki artışı sınırlayan önemli bir faktör olduğunu kaydetti. Son dönemde yaşanan şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin sınırlı kalmasında, sıkı para politikasının önemini bir kez daha gördüklerini belirterek, talep koşullarının enflasyon üzerindeki etkilerini hizmet sektöründe de gördüklerini kaydetti.
Karahan, arz şoklarına rağmen, hizmet enflasyonundaki yavaşlamanın devam ettiğini ifade ederek, talebin zayıflamasının bu görünüme katkıda bulunduğunu söyledi. Nitekim, yıllıklandırılmış son üç aylık ana eğilimin, yıllık enflasyonun altında olması, bu eğilimin devamını ima ettiğini belirtti. Bir defalık etki oluşturan temmuz ayındaki muayene katılım payı düzenlemesi ile son dönem akaryakıt artışlarının, ulaştırma hizmetleri üzerinden hizmet enflasyonunu yukarı yönlü etkilediğini söyleyen Karahan, bu etkileri dışladığımızda, hizmet enflasyonunun ana eğilimindeki düşüşün daha belirgin hale geldiğini belirtti.
Karahan, hizmet enflasyonundaki yavaşlamada, özellikle kira ve eğitim hizmetlerinin rolünün belirgin olduğunu ifade ederek, yılın ilk yedi ayındaki birikimli enflasyona bakıldığında her iki kalemde de enflasyonun geçen yıla göre önemli ölçüde gerilediğini söyledi. Bu durumun, hizmet enflasyonunda bu kalemlerden gelen ataletin gücünü yitirdiğini gösterdiğini kaydetti. Kira tarafında, yeni kiracı endeksi gibi öncü göstergelerin düşüş eğiliminin önümüzdeki dönemde de devam edeceğine işaret ettiğini söyleyen Karahan, eğitim hizmetlerinde ise fiyat ayarlamalarında son 24 ay yerine 12 aylık enflasyonu esas alan düzenlemeleri, önemli bir adım olarak değerlendirdiklerini belirtti. Bu değişikliklerin geriye dönük endeksleme eğilimini zayıflatmaya devam edeceğini ve dezenflasyon sürecini destekleyeceğini öngördüklerini ifade etti. Bu bakımdan, ağustos-eylül döneminde vakıf yükseköğretim ücretlerindeki gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkilerini yakından takip edeceklerini sözlerine ekledi.
Karahan, ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinde ise farklı bir seyir izlediklerini kaydederek, akaryakıt fiyatlarındaki artışın etkileriyle ulaştırma hizmetlerinin ilk yedi aydaki fiyat artışlarının güçlü olduğunu belirtti. Son dönemde haberleşme hizmetleri enflasyonunun da güçlendiğini söyleyerek, bu iki kalemin, hizmet enflasyonundaki iyileşmeyi sınırladığını ifade etti. Karahan, talep koşullarına duyarlılığı görece yüksek olan lokanta-oteller gibi alt kalemlerde dezenflasyonun devam ettiğini kaydederek, bu dönemde beklentiler kanalıyla ortaya çıkabilecek ikincil etkileri de yakından takip ettiklerini sözlerine ekledi.
Enflasyon beklentilerine de değinen Karahan, küresel gelişmelerin enflasyon beklentileri üzerindeki etkisinin sektörler arasında farklılık gösterdiğini belirtti. Önceki rapor dönemine kıyasla piyasa katılımcılarının beklentilerinin yükselirken, reel sektör ve hanehalkı beklentilerinin de gerilediğini ifade etti. Raporlarında yer alan bir kutu çalışmasının da gösterdiği gibi zayıf talep koşullarının maliyet artışlarının enflasyon beklentilerine etkisini sınırladığını söyledi. Para politikasının sıkılığını, enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarının dezenflasyon sürecine katkı verecek şekilde oluşturmaya devam edeceklerini belirtti.
Fatih Karahan, bu yılın ocak ayında politika faizini 100 baz puanlık bir indirimle yüzde 37 seviyesine getirdiklerini ifade ederek, mart ayı başından bu yana yaşanan savaş ve jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümüne etkilerini sınırlamak amacıyla, sıkı duruşu koruyarak politika faizini sabit tuttuklarını hatırlattı. Son rapor döneminden bu tarafa sıkı para politikası duruşunu desteklemek amacıyla, 1 hafta vadeli repo ihalesi açmadıklarını söyleyen Karahan, piyasanın likidite ihtiyacını ise üst banttan yapılan gecelik fonlama işlemleri ile karşılamayı sürdürdüklerini belirtti.
İki rapor arasında, kısa bir dönem piyasada likidite açığı oluşsa da genellikle likidite fazlası koşullarının hakim olduğunu, bu dönemde, likidite fazlasını sterilize etmek amacıyla depo alım ve swap ihalelerine devam ettiklerini belirtti. Etkin likidite yönetimi ile para piyasalarında gerçekleşen faiz oranlarının üst bant olan yüzde 40’a yakın seviyelerde oluşmasını sağladıklarını kaydetti. TL mevduat, kredi büyümesi ve likidite yönetimi odaklı makro ihtiyati tedbirleri sıkı parasal duruşlarını desteklemek üzere uygulamaya devam ettiklerini, TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri finansal koşullara göre revize ederek uyguladıklarını ifadelerini kullandı.
Karahan, kredi büyümesindeki dalgalanmaları yönetmek için büyüme sınırlarını kullandıklarını söyleyerek, mevduat ve ticari kredi faiz oranlarının, ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti ile uyumlu hareket ettiğini belirtti. Tüketici kredisi faizleri üzerinde ise ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yanı sıra makro ihtiyati tedbirler ile kredi riski gelişmelerinin etkili olduğunu değerlendirdiklerini ifade etti. 2025 yılından itibaren kıymetli maden fiyat gelişmeleri ve artan jeopolitik riskler sonucunda TL payında dalgalanmalar yaşandığını, ancak sıkı para politikası duruşunun ve destekleyici makro ihtiyati araç setinin yurt içi yerleşiklerin TL mevduat tercihinin korunmasında etkili olduğunu belirtti. Özellikle ikinci çeyrekten itibaren TL mevduata girişlerin hızlanması ile birlikte TL mevduatın payının yüzde 62’ye yükseldiğini dile getiren Karahan, yatırım fonlarını dahil ettiklerinde de bu görünümün değişmediğini paylaştı.
TCMB Başkanı Karahan, kredi büyümesine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde, 2025 yılı son çeyreğinde hızlanan kredi büyümesinin 2026 yılı ikinci çeyreğinden itibaren belirgin yavaşladığını kaydetti. Para politikasındaki sıkı duruşa ilave olarak KMH limitlerinin büyüme sınırına dahil edilmesi, büyüme sınırlarının düşürülmesi ve istisna kredilerin kapsamının daraltılması gibi adımların bu yavaşlamada etkili olduğunu söyledi. Sonuç olarak şubat sonunda yüzde 34,6 seviyesinde olan toplam kredi büyümesinin yüzde 25 dolayına gerilediğini belirtti. Kredi büyümesindeki bu yavaşlamanın tüm kredi türlerinde görüldüğünü, TL ticari ve bireysel kredi büyümelerinin yüzde 35 seviyesine gerilerken, YP kredi büyümesinin yüzde 10’un altına gerilediğini ifade etti. Kredi piyasasındaki bu gelişmelerin kredi kompozisyonunu iyileştirerek finansal istikrarı destekleyeceğini ve iç talepteki dengelenmeye katkı vereceğini değerlendirdiklerini kaydetti. İki rapor dönemi arasında kısa vadeli tahvillere yönelik artan ilgiyle birlikte getiri eğrisinin kısa ucunun gerilediğini, orta-uzun vadelerde ise sınırlı bir yükseliş olduğunu belirtti.
Karahan, artan jeopolitik belirsizliklerin risk göstergelerinde yol açabileceği bozulmayı kararlı ve proaktif politika duruşu ile sınırlı tuttuklarını söyledi. Risk priminin ve döviz kuru oynaklığının bir önceki rapor dönemine kıyasla da belirgin iyileşme kaydettiğini ve söz konusu gelişmeler öncesindeki seviyelerine yakınsadığını ifade etti. 27 Mart’ta 155 milyar dolar olan brüt rezervlerin 30 milyar dolar artışla 12 Ağustos itibarıyla 185 milyar dolar seviyesine yükseldiğini, swap hariç net rezervlerin aynı dönemde 35 milyar dolar artışla 56 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtti.
Reklam & İşbirliği: [email protected]